Neydik ne olduk…

2imza

Herkese: Bir zamanlar faziletliydik. Kimsenin malına mülküne göz dikmezdik. Kimsenin namusuna yan bakmazdık. Hırsızlık nedir bilmezdik. Dilenciliği meslek edinmezdik. Kimseyi de küçümsemezdik.

Ya şimdi? Dilencilik meslek haline geldi, hırsızlık erdem sayıldı, hırsızlar toplumda itibar görür oldu, namus kavramı değer yitirdi, çalışmadan mal sahibi olmak hüner kabul edilir oldu.

Bir zamanlar dürüsttük. Vakti zamanında Londra Ticaret Odası'nın en görünür yerinde şu mealde bir tavsiye levhası asılıydı; "Osmanlı milletiyle alışveriş et, yanılmazsın! "

Ya şimdi? Heva ve hevesimiz uğruna her yolu mubah görür hale geldik. Dünya değerlerimiz uhrevi gerçeklerin önüne geçti.

Bir zamanlar itibarlıydık. Hollanda Ticaret Odası'nın toplantılarında oylar eşit çıkınca, Osmanlılarla alışverişi olan tüccarın oyu iki sayılır ve öyle neticelenirmiş toplantılar.

Ya şimdi? IMF, dünya bankasının emirleri doğrultusunda ekonomimiz düzenleniyor. AB ye girebilmek için her türlü hokkabazlığı deniyor, her türlü emre baş eğiyoruz.

Bir zamanlar harama el sürmezdik. Fransız müellif Motray, 1700'lerdeki halimizi şöyle anlatıyor: "Türk dükkanlarında bir meteliğim bile kaybolmamıştır. Ne zaman bir şey unutsam, hiç tanımadığım dükkan sahipleri arkamdan adam koşturmuşlar, hatta birkaç kere Beyoğlu'ndaki ikametgahıma kadar gelmişlerdir."

Ya şimdi? Hayatımız haram üzerine kurulu. Faiz, tefecilik, rüşvet sıradan iştigallerden oldu.

Bir zamanlar medeniydik. İngiliz Sefiri Sir James Portner ise, 1740'ların Osmanlı'sı için şunları söylüyor: "Gerek İstanbul'da, gerekse Osmanlı Devleti'nin diğer şehirlerinde hüküm süren emniyet ve asayiş, şunu ispat etmektedir ki; Türkler çok medeni insanlardan müteşekkil bir millettir."

Ya şimdi? İnancını kaybeden millet barbarlaşır. Bizler barbarlaştık. Kavga, gürültü hayatımızın bir parçası oldu. Medeni olabilmek için vahşi batının eteğine yapışır hale geldik.

Bir zamanlar dosdoğruyduk. Fransız generallerden De Bonneval şu hükmü veriyor: "Haksızlık, murabahacılık, inhisarcılık ve hırsızlık gibi suçlar, Türklerde bulunmaz.. Öyle bir dürüstlük gösterirler ki insan çok defa Türklerin doğruluklarına hayran kalır."

Ya şimdi? Doğru kelimesi lügatlerimizden çıkarıldı. Sevgi, saygı, karşılıklı dayanışma, kardeşlik ve dostluk kavramlarının kuşatıcısı doğruluğa yabancı olduk.


Bir zamanlar hırsızlık nedir bilmezdik. Yine Fransız müellif Dr. Brayer, 1830'ların İstanbul'unu getiriyor önümüze; "Evlerin kapısının kilitlenmediği ve dükkanların çoğunlukla umumi ahlaka itimaden açık bırakıldığı İstanbul'da her sene azami 5-6 hırsızlık vakası görülür."

Ya şimdi? Bankalar boşaltılıyor, devlet soyuluyor, hırsızlık vakaları saniyelerle görüntüleniyor. Ve işin garibi hırsızlar devlet büyüklerinin aile fotoğraflarında boy gösteriyor.

Bir zamanlar nazik ve zariftik. Edmondo Amıcıs isimli İtalyan gezgini 1880'leri anlatıyor bize. "İstanbul'da yaşayan halk, Avrupa'nın en nazik, en kibar insanlarıdır.. Sokakta kavga görmek enderdir. Kahkaha sesi nadiren işitilir. O kadar müsamahakardırlar ki, ibadet saatlerinde bile camilerini gezebilirsiniz, bizim kiliselerimizde gördüğünüz kolaylığın çok fazlasını görürsünüz."

Ya şimdi? Hayatın gerçek zevk ve lezzeti günahlarda aranır oldu. Biz kavramı unutuldu. Kardeşlik anlayışı dumura uğradı.

Bir zamanlar cihanşümûlduk. Türkiye Seyahatnamesiyle meşhur Du Loır'un 1650'lerdeki hükmü şöyle: "Türk siyasetiyle medeni hayatı, ahlak bakımından, bütün cihana misal olabilecek vaziyettedir."

Ya şimdi? Siyasi hayatımız aldatmacadan, medeni hayatımız ahlaksızlıktan, ahlaki değerlerimiz ahlak dışılıktan ibaret hale geldi.

Bir zamanlar hayata saygılıydık. Bu konuda yazar Elisee Recus, 1880'lerdeki Osmanlı'yı anlatıyor: "Türklerdeki iyilik duygusu hayvanları dahi kucaklamıştır. Birçok köyde eşekler haftada iki gün izinli sayılır. Türklerle Rumların karışık olarak yaşadığı köylerde ise bir evin hangi tarafa ait olduğunu kolaylıkla anlayabilirsiniz. Eğer evin bacasında leylekler yuva yapmışsa bilin ki o evin sahibi Türk'tür."

Ya şimdi? Hayatta kalabilmek için her türlü dalavere yaşam parçamız oldu. Ocu, bucu diye birbirimizi tüketir hale geldik.

Bir zamanlar hayırseverdik. Sadaka taşı denilen, içi oyuk taşlar varmış. O taşın yanından geçen imkânlılar keselerinden bir miktar parayı taşa atarlarmış. İhtiyacı olanlar da ellerini sokar ve bir miktar alırlarmış.

Ya şimdi? Bırakın sadaka taşlarını mabetlerimiz soyuluyor, tarihi eserlerimiz yağmalanıp satılıyor. Hayır, hasenat bizlere uzak kavramlar oldu. Yalan, taciz, gasp, hortumculuk, maalesef hayat gerçeğimiz oldu. Materyalist, bencil, duygusuz, merhametsiz bir toplum olduk ve bütün bu hasletlerimizi kaybettik.

Hayat iman ile hayat bulur, farzlarla ziynetlenir ve günahlardan çekinmekle koruma altına alınır. Hayatın gerçek zevk ve lezzeti de ancak bu sûretle mümkündür. Sevgi ışığı yolumuzu aydınlatır, yönümüzü tayin ederse bizi hakka ulaştırır. Yolu sevgi üzere olanlardan olmanız dileğiyle…

bybilgic, Sonsuza yazmış | Memleket Hikayeleri | 19 Şubat 2008 | 148 okuma.

Rapor et Yönetici | 19 Şubat 2008 18:56
Elinize sağlık, yazılarınızın devamını diliyorum. Sevgiler...

Yorum Ekle

Yorum ekleyebilmek için üye olmanız gerekiyor!
Üye iseniz lütfen giriş yapın, değilseniz hemen üye olun!