BİDATCILAR !

0imza

Herkese:
Kalp göze tabidir. Göz harama bakmaktan sakınmadığı takdirde, kalbin korunması zor iştir. Gözleri ve tüm uzuvları ile harama dalanların kalplerinde artık ne yaratan sevgisi, ne vatan sevgisi ne de ulus sevgisi var. İçeride ve dışarıda gözleri hep çalışanın alın terlerinde olan haram zadeler narsisler topluluğuna dönüştüler, şeranı kutsayıp şerrin ilahı oldular. Başımıza musallat olanlar güya vera sahipleri olarak öne çıktılar lakin şeranın verasetçileri olarak üzerimize tüneyip şer-itaate bizleri zorluyorlar.

Mülk önce yaratanın dediler binlerce yıl önce, aradan yüz yıllar geçti mülk beyt-ül malın dediler ve şimdi mülk bizim diyorlar ilahlaşıyorlar. İlahlaşanlara kul gerek, bizi zorbalıkla kulluğa zorluyorlar.

İlahlar çoğaldı, 21. yüzyılda demokrasilerin trenine binen şer-itaata zorlayan ilahların başı devlet kesesinden neması hukuk yolu ile kesilince yaygara koparıp bağış kutularına saldırmaya başlamış.
Kasaplar, koyunları boğazlamak için saltanatlarını korumak için demokrasi treninde para saçıp oy avcılığı yapmak için bağış kutularından medet umar hale geldiler. Kutsanmak, kutsal yağmadan pay almak için bağış kutuları dolacak ve bu paralarla firavunlaşanlar sefaletin taşıyıcılarına vera sahipleriymişçesine yeniden yaklaşacaklar.

Dertleri, sefalet sahiplerinin tek hakları olan reylerini kapmaktır. Bunun için palyaçolaşacaklar, bir an firavun tahtlarını terk edip yaratanın sevgili kulları olduklarını yenileyecekler. Derviş kılıklarına bürünecekler, soytarılaşacaklar, azizleşip fakir fukaraya yiyecek, içecek, giyecek sunacaklar.

Oysa bunlar artık kanıtlanmıştır ki, bidatcılardır.

Yani doğru yoldan sapmış, Müslümanlardır.

Bunlar artık, dinlerini bir oyun ve bir eğlenceye ve de geçimlik haline getiren ahmaklar sürüsüdür Cübbelerinin altında maldan, paradan başka kutsal saydıkları hiçbir şey yoktur.

Yaratan insanı yarattı ve herkese insana secde etmelerini istedi. Secde yani saygı göstermelerini ve sevmelerini istedi. İblis hariç herkes her, yaratılan melekler secde ettiler.

İblis balçıktan yaratılan insanı küçümsedi ve sevmedi, saygı göstermedi. Şimdi başımızda firavunlaşanlar iblisin ortaklarıdırlar ve insanı sevmiyor, saygı göstermiyorlar.

Yaratana özeniyorlar, yaratanın bağışlayıcılığı, hoşgörüsü, merhametinin sonsuzluğuna karşın yaratıcıda olmayan zalimliği üstlenip yaratandan uzaklaşıp insan eziyet ediyorlar. Yaratanın yarattıklarına sahiplenip ilahlaşıyorlar.

Aslında bu müptediler aşağılıkların aşağılığı zavallılar ama hevesleri, kibirleri, ellerine geçirdikleri devlet güçleri ile övünüp tüm zorba aygıtları kullanıp zavallılıklarını gizliyorlar. Bu bidatcılar hiçler, güçte değiller onlara bu böbürlenme, ilahlık taslama gücünü sefaletin taşıyıcıları bizler verdik. Hiçleri her şey yaptık.

Yaratıcı, güneşi, havayı, suyu, toprağı, börtü, böceği, ormanı ve hayvanatı halifem dediği insana karşılıksız sundu. İlahlık taslayıp yaratıcının hepimize sunduğu zenginlikleri ele geçiren aşağılıkları aşağılığı ahmaklar yaratanın halifeliğini terk edip şeytanın kulluğunu seçtiler ve zulmün, fesadın efendisi olup cellâtlarımız oldular.

Bidatcılar, halen yaratanın en sevgili kulları olduklarını öne sürüp, bidatlar bataklığında güya yaratana secde ediyorlar. Bunlar sadece süliette görüntü ve insanları avlayıp güçlerinin devamını sağlayan kölelere dönüştürmek için demokrasi trenin de oynanan bir oyundan başka bir şey değildir.

Bidatcılar da doğduklarında üryandı bizde, şimdi onlar atlas kumaşlara bezeli bizler çul çuha ile dervişleşip miskinleşiyor, müptedilerin suçlarının devamını sağlayan oy davarlarına dönüşüyoruz. Bidatcılar tüm varlıklarımızı talan ettiler, yaşam araçlarımızı ele geçirdiler, dillerimizi kestiler, zindanlarda bizleri çürütmek için ellerinden gelen zorbalığı yapıyorlar, biata zorluyorlar ve biz onlara köşkler, saraylar, kuruyoruz.

Bizim bu ahmaklığımız altında yatan sadece cehalet ve korkaklığımızıdır.

Bidatcılar ve bidatcıların başı devlet yönetmiyor, koca bir belediye yönetiyor.

İllerde ne tarla kaldı, ne ova, bağ bahçe, imara açılıp, binalar fışkırıyor her yandan, gök delenler, iş merkezleri çarşılar, konutlar ve hava uçuşan milyon dolarlar, yutulan milyon dolarlar yok olan toprak, su ve hava.

Baş bidatcı iki şeye âşık, emlak ve arsaya ve tüm dünyanın tapusunu versen yetmez arşın tapusunu isterim diyor. Şehirleri istiyorum bana teslim edin diye feryat figanı basıyor.

Ev ev gezin talimatı, soysuzlukları ayyuka çıkaran basın yayın organlarını evlere sokmayın emirleri, hukuk tanımaz zortlukları, zorbalıkları sadece saltanatlarının çökmemesi içindir. Kapı kapı dolaşacak zavallı çanak yalayıcıları hangi yalanlarla rey avcılığı yapacaklar. Vatan satıldı, satmadık mı diyecekler, fabrikalarımız satıldı satmadık mı diyecekler, toprak, su yağmalandı yağmalanmadı mı diyecekler?

Aş ve iş için fabrikalar kurduk deseler hani nerede diye sormayacaklar mı, barajlar kurduk, santraller kurduk deseler hani nerede demeyecekler mi? Her kes iş ve gelecek güvencesine kavuştu, açlık, yoksulluk bitti deseler eh bu kadar yalan da olmaz demezler mi?

Yani bidatcının dolap beygirleri hangi yalanlarla rey avcılığı yapacak sadece din elde gidiyor, bize statüko baskı yapıyor, kapatmaya da kalktılar biz şimdiye kadar yapacaklarımızı yapamadık aman medet diyecekler ve yine ifritleşip, bidatlerle, yalanlarla iman işportacılığı yapacaklar ve şer-itaat etmeye zorlayacaklar.

Bidatcıların başı maaşı yetmediği için el kapılarında sızlanmış, ticarete soyunmuş avcılık ve toplayıcılıkla Karun kadar zenginleşen iman tacirleri ile ezelinden ortaklık kurmuştur. Zaman içinde sermaye ortaklarının sermaye desteği ile teşkilatlanıp siyasi güce ulaşmış yine avcılık-toplayıcılıkla elde dilen ganimetlerle teşkilat memleketin başına bela olmuştur. Bidatcılar, teşkilatı ve çanak yalayıcıları hiçte sütten çıkmış ak kaşık değiller.

Hal ortada ak koyun kara koyun ortada, müptedilerin başı baş olduğundan beri iman tacirlerinin, avcılık ve toplayıcılıkla zenginleşenlerin koruyucusu, kollayıcısı ve vasisidir. İspat, ispat için baş olmalarından evvel var olan başlar hukuk, yasayı işletip gurbette, vurguna, talana dalanlara dur diyecek ve yolsuzluğun önünü kesecekti. İspatı gerektiren tüm kanıtları toparlayıp koruyacaktı ama yapmadılar. Şimdi, tüm devlet gücü ellerinde, suçtan kendilerini arındırıp, suçu meşrulaştırıp ispatı gerektirecek her şeyi yok etme kudretindeler.

Bidatcılara bu kudreti biz kendi ellerimizle verdik, ilahlaşmalarına göz yumduk. Acı çekmek, açlık, iteklenmek, zalimlerin kulluğuna bürünmek hoşumuza gitti ki bidatcılara yeniden yaşam şansı verdik. Şimdi azıtıp ilahlıkları ilan ediyorlar.

İlahlaşan bidatçı başı, hukuk sadakamızı kesti ben şimdi buraya bir bağış sandığı koyuyorum ve bağışlanmak isteyen bu sandığı doldurur diye emir veriyor.

Hadi buyurun, zalimler sizi bağışlamak istiyor ve yeniden saltanatlarının devamını istiyor dolap beygirleri ne duruyorsunuz hemen gidin bağışlayan sandığın önünde secde edin. Sandıkta ne özgürlük, ne adalet ne iş, aş tavşanı çıkacak sadece baskı, korku, sindirme, susturma fermaları çıkacak. Ey çanak yalayıcıları, körler koşun bidatcılaşın, ilahınızın bağışlama sandığı önünde diz çökün belki gözleriniz açılır.

Ey bidatcıların, zalimlerin demokrasi treninde kazancı başıcılık, kürekçilik, ateşe odun taşıyıcılık yapan rütbeli, rütbesiz bir o kadar sessiz ahmaklar sürüsü bunların trenini durdurmak için ateşe odun atmanız niye, neden görevlerinizi terk edip bidatcıların kazancısı, odun taşıyıcısı oldunuz neden?

Bu ilahlar, hayvandan aşağılık yaratıklar size hangi cenneti sundu ki sizler vatanı, ulusu, cumhuriyeti ve tüm değerlerimizi terk ettiniz, özgür yaşamaktan vazgeçtiniz?

Hâlbuki biz, insanca yaşam arzuladık. Sömürüsüz, efendisiz, insanın insan üzerinde baskısının olmadığı hür bir yaşam arzuladık ama şimdi bize açlık, kölelik zindanlar reva görülüyor.

Vera dan uzaklaşıp şeran içinde şer-itaata bizi zorlayan firavunların sunduğu yaşam ne yaratanın hoş gördüğü bir şeriattır ne bizleri hoş gördüğü bir şeriattır.

Bizim şeriatımız Mustafa Kemal Atatürk’ün emanet ettiği Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti şeriatıdır(yoludur) .

Bu soysuzların, bidatcıların dayattığı, demokrasi treninde cumhuriyete elveda dediği şer-itaat ve zorbalık düzeni değil.

Asil Türk ulusu artık uyan ve uyar yarınlarını, cumhuriyetimizi, bekamızı bidatcıların ellerine yeniden teslim etme. Cumhuriyetin muhafızları bidatcıların demokrasi treninden inip gerçek halk demokrasisini, katılıcı demokrasiyi kurmak, varlığımızı ve varlıklarımızı korumak için bekamız için ayağa kalkmak zamanıdır.

Bidatcı treninde yolculuk bizi son sürat zulmün, yok oluşun kucağına taşıyor. Artık uyanın ve uyarın.

Bidatcılara bir tek yurtseveri teslim etmek, zindanlara tıktırmak, cumhuriyet muhafızlarımızı bidatcıların zindanlarında hizaya sokmak, sokturmak, varlıklarımızı, bekamızı ezeli düşmanlarımızın eline bidatcıların ortaklığı ile teslim etmek kabul edilemez.

Bekamızın garantörleri asil Türk ulusu, yurt, ulus sevgileri tükenmemiş partiler, teşkilatlar ve cumhuriyet hukukçuları, cumhuriyet muhafızları her ne yapacaksak şimdi yapmak zorundayız. Bidatcıların dilleri kesilmeli, zorbalığa yolculuk eden şer-itaata zorlayan demokrasi trenleri durdurulmalıdır.
Ey Türk ulusu ve bakamız için var olanlar,

Mustafa Kemal Atatürk diyor ki

“ Türk milleti sağ kaldıkça, cezadan ve fedakârlıktan yılmaz ve başarısızlık tanımaz. Çünkü başarısızlık ölümdür ve Türk milleti ölümü kabul etmez”

İşte bu ya diyen adam, adım atılacaksa şimdi, sonra seninde adımların işe yaramaz olur!

Şimdi bize, bizlere ölümü hatırlatan bidatcı başı firavunun firavunluğuna son vermek zorundayız ve bunu zamanında şimdi yapmak zorundayız.
Artık asil Türk milletine acı, açlık çektirmek, terörle yaşamaya zorlamak, varlıklarını talan etmek ve ettirmek köleliğe yolculuk ettirmek, imanlarını sömürüp cennetler kurdurup firavunlaşmak kimsenin haddi ve hakkı olmamalıdır.

Zafer İskenderoğlu 21.09.2008

zafer, Sonsuza yazmış | Siyaset | 4 Temmuz 2010 | 47 okuma.

Bu nota henüz kimse yorum bırakmamış.

Yorum Ekle

Yorum ekleyebilmek için üye olmanız gerekiyor!
Üye iseniz lütfen giriş yapın, değilseniz hemen üye olun!